21 Aralık 2012 Cuma

| | |

     İnsan birini yıllardır tanıyor olduktan sonra ne haklı çıkmanın haklı gururu yaşanıyor ne de “Ben demiştim.” diyebiliyorsun. Dilin varmıyor çünkü. İstemiyorsun böyle olmasını. En azından değişmiş olduğuna inanmak istiyorsun bir süre. Ufak bir ihtimal veriyorsun, yanılacağını bile bile bu ihtimale inanıyorsun. Büyüme sürecinde olgunlaşır diyorsun, belki kendi istediği gibi bir insan olabilmiştir sonunda diyorsun. Çünkü hep dediği “Değişmek istiyorum, böyle biri olmak istemiyorum ben.” oluyor. “İnandırmak istiyorum seni.” diyor üstüne bir de.
     İnançların boşa çıkması acı. Gerçekten. Ne bir şey hissettiğiniz için bunun nedeni, ne de “O değil, ben olmalıyım.” dediğiniz için. Sadece olanların inançlarınızın tam tersi olması. “Ben olmalıyım.” deseydim, içimden bir an öyle bir şey geçseydi zaten ben olurdum. Ama bekliyorsun. Sen onun yanında olmadan da değişmesini bekliyorsun. Çocuk değiliz, başımızda kimsenin durmasına ihtiyacımız yok düzgün davranabilmek için. Yani bahaneler üretmeyelim. “Yalnızlık, çok yalnız kalmak” bu işin bahanesi hele hiç olamaz. Niye mi?
     Ben yıllardır yalnızdım, kısa süre biri oldu hayatımda -çok kısa-, sonra yine yalnızlık. Ben kendimi yalnızlık sürecimde değiştirdim. Olmamı istediğim gibi bir insan olmak için birinin varlığına ihtiyaç duymadım. Çünkü o zaman olmanı istediği gibi bir insan oluyorsun fark etmeden. Tek bir harf ne kadar farklar yaratıyor di mi?
     Bir başkasına göre şekillendirdiğiniz hayatınız yalnızlık sürecinde size uygun gelmeyecek, veyahut o insandan başka biriyle birlikte olduğunuzda onun hoş bulmadığı yönler olacak ve siz hatayı kendinizde arayacaksınız hep. Birine göre şekillenmeye, bukalemun olmaya alışmışsınız; alışkanlıklar kolay kolay bırakılmıyor. Oysa ki kendi istediğiniz gibi bir insan olduğunuzda, idealleriniz olduğunda ne yalnızlıkta memnuniyetsizlik çekersiniz ne de bir başkası hayatınıza girdiğinde onun için türlü bukalemunluklar yaparsınız. Elbette ki ufak tefek şeyler olacak, değişmesini isteyeceksin, değiştirmeni isteyecek; onlardan bahsetmiyorum ben. Kişiliğinizin ana taşlarından, hoşlantılarınızın, beğenilerinizin ana kaynaklarından bahsediyorum. Onlar değişmesin, değiştirmeyin. Bu dünyada herkes herkesi sevemez. Sevmek zorunda değil. Sevmek bir zorunluluk işi değil. Karşınızdakinin size hoş gelmeyen yanlarını bir süre göz ardı ederek, sonrasında değişir umuduyla mutluluk yaşayamazsınız. Kendinizi kandırmayın lütfen.
     Her insana göre biri vardır, ben ona inanıyorum. Karşılaşırız veyahut karşılaşmayız, onu bilemeyiz. Birileri var ama. Bu kadar zorlama sevgiler, ilişkiler yaşamanıza hiç gerek yok. 
     Yalnızlığı sevmesini bilin, bilin de benim kadar abartmayın bu sevgiyi.
     Ve son bir diyeceğim şey var: Kar yağdığında uzaktan bakınca o ormanlık alanların içindekiler bile, karanlıklar içinde kalmış şeyler bile meydana çıkıyor. Her insanın turnusol kağıdı görevi gören olaylar yaşadığına inanıyorum ben. Yeter ki gözlerinizi kapamayın o değişimlerini görmeye. Asitken baz olamaz o. Kırmızıysa kırmızıdır işte o kağıt, gözlerinizi kapattığınızda değişmez. Bu da son kimya mühendisi notudur.
     Hoş kalın hep. 

1 yorum:

Nazan tüfekçi dedi ki...

gerçekten bu. tam olarak.

Yorum Gönder